
Koca bir yıl daha bitti sayılır. İçimden atamadığım şehitlerin acısı, üzerine depremin perişan ettiği kayıp giden ve mağdur olan insanlarıyla bir şehir, hemen ardından çok sevdiğim birinin bayrama birkaç gün kala kaybettiği babası, yaşadığı tarifsiz acı ve çaresizliğim...
Bu yılı sevmedim ben. Yüzleşmeleriyle, kayıplarıyla, ağır sınavlarıyla hem de hiç sevmedim. Ne başında hayır oldu ne de sonunda. Bişey kattımı, hakkı verildi mi geçen bir yılın daha sorusu var bir de üstüne üstlük. Hatta geride kalan 34 yıl nasıl geçti onu da bilmiyorum. Yeni bir yıl hemen ardından yeni bir yaş demek benim için. Yerine getirmekle yükümlü olduğum sorumluluklar, hayatta direndiğim, benzemeye çalışmaktan öte yeni birşeyler katarak değiştirmeye, geliştirmeye çalıştığım orta karar bir hayat hikayesi benimki….
Birçok şeyi düşündüm, boşa geçti de diyemem onca yıl. Ya da belki de züğürt tesellisi benimki bilmiyorum. Devrilen her yılda olduğu gibi bu yıl sonunda da hayatı ıskalıyor muyum endişesi kapladı içimi. Üst üste yaşanan bunca kötü şey beni olduğumdan daha karamsar biri yaptı. Çok sevdiğim ailem, yanlarında kendimi hep iyi hissettiğim dostlarım, yaptığım işi her geçen gün bir öteye taşıma hırsı da olmasa düşünüyorum da kalanı kocaman bir boşluk. Bu gidiş hayra alamet değil.
Şimdi biraz silkelenip hayata başka bir gözle bakma zamanı. Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Yaşamak şakaya gelmez”. 2012; çok anlam yükledim sana. Cevapsız sorularıma ve köleleştirdiğim ruhuma, ülkemin tüm insanlarına güzellikler getir ne olur. Şimdiden mutlu bir yıl diliyorum hepinize.
Sevgiyle kalın…
Nurten Bayır
"Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan,
sırtın duvardayahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle
bir laboratuvarda ölebileceksin.
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için.
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin.
hem de öyle çocuklara filan kalır diye değil.
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından. "
|